Eyvah, Kötü Düşündüm!

Düşünüyorum, bol bol düşünüyorum. Evin içinde dönüyorum duruyorum. Olmuyor bir daha düşünüyorum. Eyvah, olmuyor dedim! Öyle dememem lazım. Olumsuz düşünürsem, kötü şeyleri çekerim. Olumlu düşüneyim, olumlu olsun. Ama olmuyor, elimde…

Düşünüyorum, bol bol düşünüyorum. Evin içinde dönüyorum duruyorum. Olmuyor bir daha düşünüyorum. Eyvah, olmuyor dedim! Öyle dememem lazım. Olumsuz düşünürsem, kötü şeyleri çekerim. Olumlu düşüneyim, olumlu olsun. Ama olmuyor, elimde değil! Bunca kötü şey olurken, nasıl sürekli olumlu düşünebilirim?

 

Ah, ama işte olumlu düşünmediğim için böyle oldu. Hepsini ben çektim. Benim suçum! Eyvah, suçluluk duydum. O da olumsuz enerji çeker. Böyle hissetmemem lazım. Şimdi ne yapacağım? Ah şimdi de endişeleniyorum bak! Endişe de negatifi çeker. Hemen endişemi bastırmam lazım. Bastırmazsam kötü şeyler olur. Hem de kendi ellerimle çekmiş olurum. Ah başıma ne işler açtım. Kim bilir ne sıkıntı çekeceğim şimdi. Hemen düşüncelerimi durdurmam lazım. Düşünme beynim, lütfen düşünme. Pozitif düşün. Haydi bakalım hayat güzel. Evet virüs tüm dünyaya yayılmış durumda ama olsun vardır bunda da bir hayır. Ay hayır dedim, eyvah! Olumsuz kelime. Ama o anlamda demedim ki... Evren, hangi anlamda dediğimi anlamış mıdır? Nasıl bir enerji yaydım acaba? Acaba ben ''hayır'' kelimesini ''fayda'' anlamında kullanırken, bilinçaltım nasıl algıladı? Diyorlar ki evren, daha çok bilinçaltına önem veriyormuş. Eğer bilinçaltı kalıplarım olumsuz ise, ağzımla ne kadar olumlu konuşursam konuşayım, yine olumsuzu çekermişim. İstediğim kadar zenginliği çekiyorum diye niyet etsem de, bilinçaltımda para kirlidir kodu yazılıysa, parayı çekemezmişim mesela. Ama bilinçaltımı nasıl kontrol edeceğim? Ah hepsi benim yüzümden. Üstelik kontrol etmeye çalıştıkça daha çok artıyor sanki. Bir takıntı gibi...

Zaten takıntıların çoğu da kontrol etme çabasından olmuyor mu? Mor ineği düşünme denilince, ilk akla gelenin mor inek olması gibi... Elini sürekli yıkamazsa, bir şeylerin ters gideceğine, kirlenip bozulacağına inanan ve bu şekilde kendini korumaya çalışan arkadaşımın nafile çabası gibi. Elimi yıkamazsam, çizgilere basarsam, zile üç kere basmazsam ya da olumlu düşünmezsem kötü şeyler olur... Her şeyin sorumlusu benim yani. Ama bu çok ağır bir yük. Ben bunun altından kalkamam ki...

 

Ayrıca ben niye sürekli olumlu düşünmek zorundayım? Doğada sadece olumlu şeyler yok ki. Bazen meltem esiyor, bazen fırtına çıkıyor, deprem oluyor, volkan fışkırıyor. Nehirler bazen sakin, bazen delirmiş gibi akıyor. Ben de doğanın bir parçasıyım. Öfkem var, acılarım var. Bunların negatifliği kime göre negatif? Ya asıl negatif olan, bunları bastırmaksa? Asıl korkmamız gereken duygularımız değil de, onları görmezden gelmemiz, duymamamızdır belki. Çünkü o zaman daha yüksek sesle bağırmaya başlıyorlar. ''Sana söylüyorum, dinlesene beni!'' diye huzursuz ediyorlar. Haksız değiller. Bir dertleri, söyleyecekleri bir şey var ki geldiler. Ben de birine bir şeyler anlatmaya çalışırken, o kocaman bir gülümsemeyle yüzüme boş boş baksa ve beni dinlemese, ben de çok sinirlenir, daha çok bağırırım. Duygular da öyle... Duygular insanı hasta etmiyor ki. Hasta eden onları doğru bir şekilde ifade edemeyişimiz, bastırışımız...

 

Ayrıca biz gerçekten de düşüncelerimiz ve duygularımızdan mı ibaretiz? Yoksa onları fark eden miyiz? Olumlu düşüneceğim diye kendimize eziyet etmek yerine, düşüncelerimizden çok daha fazlası olduğumuzu fark etmemiz gerekiyor belki de. Düşüncelerimizi gök yüzünde gelip giden balonlara benzetiyor sevdiğim bir psikiyatr. İpin ucunu tutup balonun içindeki yazıyı sahiplenmeyin diyor. Onlar giderler ve gelirler...

 

Ah bu gidip gelen duygular ve düşünceler... Bazen diyorum, gitsinler de gelmesinler. Ama o zaman da hayatın hiçbir anlamı kalmaz ki... Zaten başımıza gelen olaylardan çok onlara yüklediğimiz anlamlar bizi etkiliyor. Bir sıkıntıyı, sıkıntı yapan şey, onunla ilgili inancım ve bakış açım aslında. Kimi köpek görünce fellik fellik kaçıyor. Kimi gidip başını okşuyor. Köpek aynı köpek, ama iki kişinin o köpeğe yüklediği anlamlar farklı. Demek ki beynimizden çıkan frekanslarla dış dünyayı değiştirdiğimiz gibi büyüsel bir durumdan ziyade, duygu ve düşüncelerimizin, dünyayı nasıl deneyimlediğimizi etkilediğini fark etmek lazım. Evet, olumlu düşünmenin de tabi ki faydası var... Huzurlu ve mutlu anlarda, beynimiz bedenimize faydalı hormonlar salgılıyor. O yüzden kanser hastalarına moralinizi yüksek tutun derler. Yoksa olumlu frekanslar yayarak , dış dünyadan şifalı enerjileri çeksinler diye değil. Benzer şekilde stres ve korku anlarında da beynimiz maşallah tüm bedenimizi alt üst edecek sinyaller vererek, bizi darmaduman edebiliyor. O da ne yapsın, tehlikede olduğumuzu düşünüp bedeni koruma altına almaya çalışıyor. Kalp krizi geçirdiğinizi düşünün. Alarm vermese, nasıl anlayacağız tehlikede olduğumuzu? Tüm ağrılar da öyle. Hepsi bize, ''bak burda bir dert var, bir ilgilen'' uyarısında bulunuyor. Ama işte bazen de panik atak durumlarında olduğu gibi yanlış alarmlar da olabiliyor. Beyin, gerçek anlamda tehlikeli bir durumda değil de tehlikeli olduğunu sandığı bir durumda da aynı sinyalleri veriyor çünkü...

 

Bir de düşüncelerimizin yaydığı manyetik alan meselesi var. Epey bir makale araştırdım bu konuda. Prof. Dr. Caner Taslaman ve Dr. Enis Doko'nun ''Lütfen Evrene Mesaj Göndermeyin'' adlı makalelerinde düşüncelerimizin manyetik alanlar oluşturduğu doğrudur, deniyor. ''Ancak düşüncelerin oluşturduğu manyetik alan, dünyanın manyetik alanından 10 milyar kere daha zayıftır. Televizyondan telefona, radyodan elektrik akımlarına kadar çoğu cismin manyetik alanı, düşüncelerimizin manyetik alanından katbekat daha güçlüdür ve düşüncelerimizin etkisini kolayca siler.''

 

Hangisi doğru, hangisi yanlış... Ya da doğru, yanlış var mı size bırakıyorum. Bana kalırsa, olumlu düşünmek, kötünün iyi yanlarını fark etmek, felaket tellallığı yapmadan, acı obezlerine dönüşmeden, farklı olasılıklara da göz atabilmek, hayatı daha ılık ve hoş geçirmemizi sağlayacaktır. Ama bunu takıntı haline getirmek, olumsuz düşünceden kaçar olmak faydadan çok zarar getiriyor. Çünkü karanlık olmadan yıldızları göremiyoruz... Yani karanlık, her zaman kötü olmaktan ziyade bazen iyiyi görebilmemiz için bize arka fon oluşturuyor. Ayrıca yıldızın iyi , karanlığın kötü olduğu da değişken değil mi? Belki de güzelim karanlığı huzurla izlemek isteyen biri için de, yıldızlar gök yüzünün lekeleridir.

 

Aydilge


Yorum Yaz